Sayfa: 1   Aşağı git
Gönderen Konu: ÇEVRE KÖYLERİMİZDEN BELCİKLİ AŞIK SEYİT TÜRKTEN ŞİİRLER VE HAYATI  (Okunma Sayısı 911 defa)
dursun
Ev Sahibi
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 333


Dost kara günde KARANLIĞA KARIŞIR


« : Kasım 29, 2008, 07:11:55 ÖÖ »

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun oda sağlığında değeri anlaşılmayan insanlarımızdan  biridir
                                   Belcikli Âşık Seyit TÜRK (1911-19


a. Doğumu, Memleketi ve Soyu
Âşık Seyit Türk 1911 yılında Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Belcik köyünde doğmuştur. Âşık bir dörtlüğünde memleketini ve kendisini;

Vilayetim Sivas o da bellidir
Belcik nahiyesi Yıldızelli’dir
İsmim Âşık Seyit tatlı dillidir
Söyleyişler böyle geldi dinleyin
mısraları ile tanıtmaktadır.

Âşık Seyit’in babasının adı Hacıbekir annesinin adı Hatice’dir. Âşık, iki erkek kardeşten küçük olanıdır. Yiğit lakabıyla anılır. Seyit askerde onbaşı olduğu için Seyit Onbaşı olarak da bilinir. Köylerinde sülâlelerine “Memişağagil” denilmektedir.
b. Tahsili ve Gençliği
Âşık, okul yüzü görmemiştir. Okur-yazarlık sorulduğunda “Mektep, medrese görmedim ama benzer adımı soyadımı yazar okurum. Bir de tecvitsiz Kur-an okumuşluğum var. Başka yok.” demiştir.
Seyit Türk’ün gençliği köyünde geçmiş, köyünden pek dışarı çıkmamıştır. Köyündeki diğer gençler gibi tarla işleri ve hayvancılıkla uğraşmıştır.
Âşık Seyit’in çocukluğu ve gençliği pek iç açıcı geçmemiştir. Ne başkalarına muhtaç olmuş, ne de onmuştur.
c. Aşkı ve Evliliği
Âşık Seyit Türk’ün başından dört evlilik geçmiştir. Bu evliliklerden birçok çocuğu olmuş ama sadece ikisi yaşamıştır. Seyit’in eşlerinden ilk ikisinin isimlerini tespit edemedik. Eşlerinin ismi konusunda bilgi aldığımız kişiler arasında bir tutarlılık yoktu. Tespit ettiğimize göre; İlk hanımı kendi köyünden, ikinci hanımı Yukarı Ekecik köyündendir. Üçüncü hanımı Kavak köyünden Ayşe, dördüncü hanımı Bayat köyünden Nazlı’dır. Âşık, ilk evliliğini çocuk denilecek bir yaşta yapmıştır. Bunu, şöyle anlatmaktadır: “Seferberlikte doğdum. Yunan harbinde nişanlandım. Ankara kurulurken 75 kuruş yevmiye varmış diye Ankara’ya yayan gittim. Oraya gittim ki 25 kuruşa çalışacak ameleye bit düşmüş. Çektim Haymana’ya, bir buçuk sene Haymana’da kaldım nişanlılı. Beni öldü biliyorlar, başkası dünür oluyor nişanlıma. Bir mektup saldım babama. Babam mektubu alıp geliyor Haymana’ya. Beni alıyor, köye getirip düğünümü yapıyor. İlk ailemden 5 çocuk bir aile koydum toprağa, ikinci ailemden beş çocuk bir aile daha koydum üçüncü ailemden altı çocuk bir aile daha koydum toprağa iki çocuk kaldı.”
Seyit’in yapmış olduğu bu dört evlilikten, ilk üç hanımı hastalıktan ölmüş dördüncü hanımını Nazlı’yı ise çocuklarına küfür etti diye kendisi göndermiş. Bunun için âşık şunu söylüyor; “Çocuğa küfür etti. “Ağzına bilmem ne yaparı.” diye Benim bütün sülâlem âlim, benim adam olmadığıma bakma, bunun üzerine gönderdim.”
d. Geçim Durumu
Âşık Seyit’in çocukluğu, gençliği, yaşlılığı kısacası tüm hayatı varlık içinde geçti denilemez. Yaşadığı devir de göz önünde bulundurulacak olursa normal bir Anadolu köylüsü nasılsa, hemen hemen aynı şartlar altında hayatını sürdürmüştür. Âşık durumu iyi olmasa da bunu etrafına bildirmemiş, sağa sola el açmamış, bulduğu zaman yemiş, bulamadığı zaman şükretmiştir. Hayatını rençperlik yaparak sürdürmüştür.
Onun geçim durumunu, Âşık İsmeti’nin şu söyledikleri açıkça anlatmaktadır: “En son 1986’nın nisanında Sivas’ta görüştük. Mersin’e göç ettiklerini söyledi. Dünya hali bir daha ya görüşürüz ya görüşemeyiz diye bir de fotoğraf çektirdik. Bu ara öğlen ezanı okunuyordu. Ali Ağa Camisi’ne gittik. Abdest alırken çorapsız olduğunu gördüm. Giydiği kara lastiklerin boyası ayağına çıkmıştı. Belki parası da yoktu, ama gönlü çok zengindi. Namazdan sonra bir çift çorap alıp doğru lokantaya gittik ve bir köşeye oturduk.”
Âşık, maddi durumunun kötü olmasına rağmen şiirlerinde pek fazla bu durumdan bahsetmemiştir; ama şu dörtlük onun durumunu gayet güzel anlatmaktadır.

Âşık Seyit ne söylersin dilinden
Eğri gitme doğru yürü yolundan
Sorarsanız servetimden malımdan
Yırtık mitil bir yorganım var benim

e. Ölümü
Fani dünyadan göçünce
Ecel şerbetin içince
Musallaya yetişince
Bize yardım ede Allah

Şiirlerinin birçoğunda ölüm ve sonrasından bahseden Seyit Türk, 75 yıllık çileli dünya hayatını 04.12.1986’da tamamladı. Cenazesi uzun zamandır ayrılmadığı köyü yerine iki oğlunun bulunduğu ve son zamanlarını geçirdiği Mersin’de toprağa verilmiştir.
Âşık Seyit’in son zamanları ve ölümü ile ilgili olarak Dr. Doğan Kaya, Erciyes Dergisinde yer alan yazısında şöyle demektedir:
“Kara haber tez duyulur.” derler. Ama bu sefer öyle olmadı işte. Herhalde bu söz garipler için söylenmemiş olsa gerek. Öyle olmasaydı Âşık Seyit Türk’ün vefatını üç ay sonra haber almazdık. Koca Yunus sanki o meşhur sözü Seyit Türk için söylemiş:

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

Kara haberi geçen gün (20.01.1987) Âşık Îsmetî bildirdi:
— Doğan Bey, Belcikli Seyit Emmi ölmüş.
— Deme!
— İnan ki.
— Ne zaman?
— On birinci ayda.
— Nerede ölmüş?
— Mersin’de.
Sivas’a bağlı Yıldızeli ilçesinin Belcik nahiyesinde 1911 yılında doğan Seyit Türk, üç buçuk yıldır Mersin’de bulunuyordu. Mali durumu çok bozulmuştu; dilenecek durumda idi.
Onu son defa geçen sene (1986) Ekim ayında Sivas’ta görmüştüm. Mersin’den henüz gelmişti. Beni görünce gözleri sevinçten parladı. Sahipsizliğin, bir kenara itilmişliğin ezikliğini birden üzerinden attı. Gösterdiğim küçük ilgi dahi onu çok mutlu etmişti. Sol gözü biraz kaymıştı. Sebebini sordum. Traktörün çarptığını ve gözünde eser bıraktığını söyledi. Önceki haline göre daha zayıf, daha zavallı durumda idi. Bana Çorapçı Hanı’nı sordu; tarif ettim, ayrıldık. Demek ki, bir ay kadar sonra da vefat etmiş.
Seyit Türk, son birkaç yıldır artık irticâlen şiir söyleyemiyordu. Hatta kendi şiirlerinin bile çoğunu hatırlayamıyordu.” (Kaya 1987: 27)
2. Şahsiyeti
 “Seyit Türk’ün beni şaşırtan tarafları çok. Bunun başlıca nedeni, fiziksel ve ruhsal yaratılışı arasındaki farktır. Bu fark herkeste olabilir. Fakat ondaki kadar belirli olduğu kimseler nadir görülür.” (Aslanoğlu 1964: 16)
Buradan şu anlaşılıyor ki; Âşık Seyit, iri yapılı olduğu ölçüde de duygusal konuşmayı seven fırsatını bulduğunda heyecanlı, cezbeli bir şekilde içini döken, sağın solun sözüyle ilgilenmeyen kendisiyle dalga geçilse bile gönül koymayan hatta çocukla çocuk olan biraz utangaç bir Anadolu insanıdır.
b. İnancı ve Dünya Görüşü
Okul yüzü görmeyen Âşık Seyit’in düşünce yapısını kısıtlı da olsa katıldığı âşık sohbetleri, köy odalarında yapılan dini konulu sohbetler şekillendirmiştir.
Şiirlerinin genelinde dini konulara yer veren Seyit’in sağlam bir İslam inancı vardır.
 
Düşün bir kere fikreyle
Yatma seherde zikreyle
Tut pirin elinden şükreyle
Ölsen bile veli derler.
 
Gezdiğin yerlerde Hakk’ı zikreyle
Halkalarda zikir edelim ya hû.
Bir ehl-i kâmile varmak istersen
Pirim Abdülkadir sormak istersen
 
Mısralarından yola çıkarak Seyit’in tarikat ehli olduğunu, şiirlerinde çokça yer verdiği dini terimleri bu yolla öğrendiğini ve hayata bakış açısını da bu doğrultuda şekillendirdiğini söyleyebiliriz.

Alana sözlerim yani
Edebi erkânı tanı
Bilirim ki dünya fani
Göçerim ben Ya Muhammed

Âşık Seyit başına gelenleri Allah’ın bir cilvesi olarak yorumlar, durumuna isyan etmez her olayı olgunlukla karşılardı. Halk tabiriyle kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz ama bunun yanında da gördüğü çarpıklıkları görmezlikten gelmezdi.

Şükrolsun emrine keremler kânı
Söylemem isyan söz incitmem canı
Kul diye yarattı sultanım beni
Yarattı tenimi kul diye diye

dörtlüğün Seyit’in dünya görüşünü en güzel şekilde açıklamaktadır.
3. Âşıklığı
a. Âşık Oluşu ve İlk Şiirleri
Âşık edebiyatının devam etmesini sağlayan unsurlardan biri de çıraklık geleneğidir. Usta âşık saza ve söze kabiliyetli gençleri kendisine çırak edinir ve beraberinde gezdirip saz söz meclislerine sokar. Bilgi ve birikimi belli bir noktaya gelince mahlasını verir. Çırak önceleri usta malı şiirler söyler ve zamanı gelince ustasının izniyle kendi şiirlerini söylemeye başlar. Eğer âşık böyle bir imkâna sahip olamadıysa kendisinden önce yaşamış usta bir aşığı kendisine usta bilir ve onun gibi olmaya çalışır.
Âşık Seyit için yukarıdaki seçeneklerin her ikisi de olmamıştır. Seyit, Âşık İsmetî’nin tabiriyle; “Seyit Türk’ün yolundaki yokuşlar, çektiği çileler onun evire çevire âşık olmasını sağlamıştır.”
Bade içme olarak değerlendirdiğimiz ve Seyit’in ikinci evliliği sırasında başına gelen olayı âşık şöyle anlatmaktadır;
“Ben bir ahır yapmaya teşebbüs ettim. Odun getirmek için dağa gittim arabaynan. Öküzün teki suya battı. Uğraştım didindim çıkartamadım. Sonunda soyunup suya girdim, öküzü çıkarttım. Ama suyun içinde soğuğa tutuldum. Malları çıkarttım getirdim. Malların yemini verdim. Yemeği yedim, bende bir sızı başladı. Kollarımdan bacaklarımdan suyun içinde, soğuktan almışım. Tabi son güzdü, kar yağmurun içinde. Beş gün acıdan bağırdım kollarım oklava gibi oldu. Altıncı günü ailem gencidi, “Hocayı getir benim canım çıkıyor.”dedim. Ailem hocaya gidende siyah renginen bir kadın girdi. “Ne bağırıyon utanmıyor musun?”dedi. “Soğuk sudan olmuş sana hamama gitsen iyi olursun amma yalnızsın, gidemezsin.”dedi kadıncağız. “Şu kazanı görmüyor musun, onunla bir su kodur. Üç koşam tuz attır. Başından yorganları örttür. İçine oturabilirsen otur ama zor oturacaksın.”dedi. “Bu kazanın içinde terleyeceksin iyi olacaksın, ölmeyeceksin bağırma.” dedi “Beni yolcu et.” dediğinde karım kapıyı açtı “Hoca evde yok.”dedi. “Evde yok.”deyince şu kadını yolcu et gitsin dedim. “Bana hani ya kadın?”dedi. Yanında ya dedim. Yanında duruyo ya. Öyle bir anda “Aman herif aklını yitirmiş.” dedi kadıncaz. O da kadına sürünerek çıktı gitti.”Kadın başka bir şey söylemedi ayrılırken hak istedi. Seyit de dışarıdaki buğday çuvallarından istediği kadar almasını söyledi. Seyit denilenleri aynen yaptı. Üçüncü günün sonunda sapasağlam ayağa kalktı. Seyit yalnız iyi olmakla kalmamış, dili de çözülmüş içi kaynamaya ve yavaş yavaş bir şeyler söylemeye başlamış.
Bu olaydan sonra Seyit’in ilk ağzından çıkan;
dörtlüğüyle başlayan şiir olmuştur

Hey efendim yarin vasfın söyleyim
Bu aşkâr sözlerim sır dedi bana
Çıktı kendi sarayının köşküne
Merdivan başında dur dedi bana
 
.

Seyit, bu olayla birlikte artık aşk geldikçe bir şeyler söylüyordu. Bu durumunu köye duyurmamaya karar verdi. Köy hali millet gülüp eğlenir diye düşündü. Ama yine sabredemedi ve bir-iki yıl sonra deyişleri aşikâr oldu.
b. Mahlas Alışı
Âşıklık geleneğinde, âşık mahlasını ya ustasından alır ya da kendisi bir mahlas seçer. Bunun yanı sıra mahlas yerine kendi ismini kullanan âşıklar da vardır. Seyit Türk de mahlas yerine kendi ismini kullanan âşıklarımızdandır.
c. Saz ile İlgisi
Âşık denilince, aklımıza hemen saz gelir. Âşıkları sazsız düşünemediğimizden olsa gerek. Ama saz çalmayan veya çalamayan âşıklarımızın sayısı da az değildir. Seyit Türk de saz çalmamış. Kendi tabiriyle eline hiç saz almamıştır.
.
Âşık Seyit, sosyal meselelere, inançlara, haksızlıklara karşı duyarsız kalmamış sadece kendisini etkileyen olayları değil başkalarının da sorunlarını, isteklerini dile getirmiştir.
Şimdi Seyit’in söylemiş olduğu bazı şiirlerin gelişim safhalarına ve bu safhada gerçekleşen olaylara örnekler verelim.
Köye bir tilki dadanır. Tilkinin uğramadığı kümes, ahır kalmaz. Köylüler bu durumla baş edemez. Sadece köylüler değil köyün köpekleri de tilkinin hakkından gelemez. Tilki yediğini yer yemediğini bir tarla, dere ya da harman kenarına bırakır. Seyit bunun için şunu söyler
:
Sayısı çoksa da sayaman gardaş
Birini kesmeye kıyaman gardaş
Nasibin kesilmiş yiyemen gardaş
Götürür boz tilki duyaman gardaş.

Köylü tilkiye kaptırdığı ziyanı düşüne dursun, komşusu Mustafa tilkiyi vurmak için oğlu İsmail ile kümeste nöbet bekler. Bir gece iki gece üç gece derken dördüncü gece tilki artık gelmez diye düşünüp biraz kestirirler. O esnada tilki kümesteki 34 tavuğu kaşla göz arası götürür. Âşık Seyit, bu durumdan habersiz çay içmek için Mustafa’nın evine gider. Mustafa’nın hanımını kapıda görür ve çay ister. Hanımda çayın hazır olduğunu milletin içeride olduğunu, kocasının yasta olduğunu söyleyince Seyit sebebini sorar ve olayı öğrenir. Bunun üzerine içeri gelir ve aşağıdaki dörtlükle başlayan tilkiyi methettiği şiiri söyler
.
Et yemezsen zemheride üşürsün
Derelerde kulağını kaşırsın
Fırsat bulsan yekûnunu taşırsın
İsmail senin de ağan mı tilki.

Öğretmenin eşi Elife Hanım tavuk beslemeye merak salar. Bunun üzerine evlerden birer ikişer tavuk toplanır. İbrahim’e sen de ver denilince kırk dereden su getirir ve birçok tavuğu olmasına rağmen altı üstü dört tavuğu olduğunu söyleyerek vermek istemez.
Bundan sonra köyü ayağa kaldıran tilki kimseye uğramaz sadece İbrahim’in kümesini yol eder, ta ki dört tavuğu kalana kadar. Bu durumda Seyit de şöyle dile gelir:

İbo ağam yüzün yıkmış oturur
Böyle yalan sözler ziyan getirir
Seçer tilki gerzelerden götürür
Gece süremedim izini tilki.

“Yıldızeli’nin Bulamur köyünden Sefer Bey yiğit, cesur ve hanedan bir kimse idi. İyiliğini herkes takdir eder, onu yalnız kendi köyü değil Artova, dahi tanırdı. Gücünün ulaşamadığı yere hükmü, hükmünün ulaşamadığı yere ünü yeterdi.
Lâkin dünyada çiğ süt emmiş kimselerin kökü kesilmiş değil ki? İnsan her zaman ektiğini biçemiyor. Bir gün kız yeğenlerinden biri, elinde çifte bakraçla suya gidiyordu. Ne halinde en ufak bir davet, ne yüzünde en küçük bir işmar. Uslu, edepli ve hanım hanımcıktı. Böyle olmasına rağmen, gençliği başına vurmuş bir köy delikanlısı ansızın yolunu kesiverdi. Önce lisanen sarkıntılık etti. Yüz bulamayınca işi hakarete döktü. Arkasından da esti, üfürdü.
“İtin ahmağı baklavadan pay umar.” derler ya. Bu gencin niyeti de onun gibi bir şey. Sefer Bey, böyle bir hakareti sineye çeker mi? Yakalatıp güzelce dövdürdü. Dövdürdü ama bir hususu asla hatırına getirmedi. Meşhur atasözüdür: “El mi yaman bey mi yaman?” Binlerce defa denmiştir ki, mutlaka el yaman. Delikanlı kendine uygun birkaç arkadaşı ile söz birliği edip, Sefer Beyin fırsatını kollamağa başladı. Gece gündüz peşini bırakmadı. En sonunda dağdan araba ile odun getirirken pusuya düşürdü. Hayli uzun süren müsademe neticesinde Sefer Bey vuruldu.
Kötü haber bir anda köye yayıldı. Saçını yolan, bağrını döven çoluk-çocuk düştü yollara. Acımayan kimse kalmadı ona.
Her gözden pınar pınar yaş aktı ama bazısı yanaklardan aşağı süzüldü; bazısı da mısra mısra dizildi. İşte Seyit, bu dizelerin birisinde Sefer Beyin halini, öbüründe de olayı anlatıyor:” (Aslanoğlu 1967: 20)

Dinlen Sefer Bey’e söyleyim destan
Bu yıl ektik amma gövermez bostan
Felek ayrı koydu gül yüzlü dosttan
Ahbaplar içinde yollu Sefer Bey.
 
Hücum edip her taraftan sürenler
Düşman olup karşımızda duranlar
Kast eyleyip Sefer Bey’i vuranlar
Deli Nuri ile Ali değil mi
?
Sefer Beyin katillerinden Ali, 6,5 yıl hapis yattı. Çıktığı vakit Döne adlı bir kızla nişanlandı. O da herkes gibi ev bark sahibi olmayı ve çoluk çocuğa kavuşmayı düşünüyordu. Zannediyordu ki, yaptıklarının hepsi unutuldu. Nahak yere toprağın altında çürüyen mazlumun âhı yerde, tüyü bitmedik yetimlerin bedduası dilde kaldı. Hayır… Hiç biri unutulmadı. Muradı gözünde buram buram tüterken felek ona öyle bir sille vurdu ki, koskoca insan yataklara düştü. Onulmaz dertlerin pençesinde, günden güne bir mum gibi eriyip, sönüverdi.
Bu iki deyiş de onun vasfındadır. (Aslanoğlu 1967: 25)

Ali idim bir işimden tutmadan
Bülbül olup dost bağında ötmeden
Yâr elinden bir içim su yutmadan
Ölüm geldi beni buldu ne deyim.
 
Levh-i Mahfuz böyle yazmış kalemde
Ali idim gezdim ilde âlemde
Yârin bahçesine vardığım demde
Deremedim güllerinden ne fayda.

Seyit Türk, zamanın Sivas Valisi Vefik Kitapçıgil’e durumunu arz etmeye çıkar ve bir kitabının bastırılmasını şu şiiriyle ister:

Kararım çıkacak mı mecliste reyde
Arzumanım kaldı kaşları yayda
Sen durdun Sivas’ta hem de sarayda
Hayırlı sarayda dur diye geldim

Sevenle sevilenin dert, şikâyet ve isteklerinin karşılıklı olarak âşık tarafından dile getirilmesi diyebileceğimiz dedim-dedi tarzı şiirler Seyit’in şiir dünyasında da yer almaktadır.

Dedim dilber bahçene yâd geliyor
Dedi onu bir Yaradan biliyor
Dedim dilber gözler neden gülüyor
Dedi sürme çektim kaşlar keman ha.
 
Dedim güzel ördek misin kaz mısın?
Dedi doğru yürü sen hırsız mısın?
Dedim güzel gelin misin, kız mısın?
Dedi top zülüfler yüzde sevgilim.

Seyit, sünni bir âşık olmasına rağmen Alevi-Bektaşi şiirlerinde çokça rastladığımız Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Oniki İmam’a birçok şiirinde yer vermiştir.

Beşinci İmamdır Muhammed Bakır
Elbette eyleyin olmayın fakır
Birine sordum ki Musa-yı Kâzım
Biri Sadık-ı Cafer dedi bana
 
İman Ha
Dedim dilber dost bağında nar oldu
Dedi arklar taştı dibi göl oldu
Dedim dilber ortasında yol oldu
Dedi her tarafı çevre çimen ha.
 
Dedim dilber izin var mı girmeye
Dedi babam hayret etti vermeye
Dedim dilber güllerinden dermeye
Dedi el uzatma güle aman ha.
 
Dedim dilber bahçene yâd geliyor
Dedi onu bir Yaradan biliyor
Dedim dilber gözler neden gülüyor
Dedi sürme çektim kaşlar keman ha.
 
Dedim dilber sırlarımız sır olsun
Dedim senin yattığın yer nûr olsun
Dedim dilber döşeğimiz bir olsun
Dedi meylin düştü bana yaman ha.
 
Dedim dilber düğmelerin bozulmuş
Dedi karşılıklı sıra düzülmüş
Dedim dilber belden şalın çözülmüş
Dedi kemer sıktı her yer tamam ha.
 
Dedim dilber yol üstünde mezarım
Dedi kalem alır sinnin yazarım
Dedim dilber dağ başında gezerim
Dedi dağ başında befre, duman ha.
 
Dedim dilber dünya n’oldu n’olacak
Dedi fâni kime bâki kalacak
Dedim dilber Âşık SEYİT ölecek
Dedi zerre ona Hakk’tan iman ha.
 
Kadir Efendi
Namem gelmiş bi görelim
Okuyup murad alalım
Halden hatirden soralım
Nasılsın Kadir Efendi
 
El sözüne dek düşerim
Derin yüzer ot basarım
Bu camdan seni asarım
Usulsun Kadir Efendi
 
Namemi elime aldım
Okudum divana durdum
Kulaklarını kesik gördüm
Gülersin Kadir Efendi
 
Name saldın metimize
Diş mi biledin etimize
Çengel dahak itimize
Kızılsın Kadir Efendi
 
Didem görmez akan yaştan
Bu Ruhsati’nin Deliktaş'tan
Senin aklın gitmiş baştan
Yüzülsün Kadir Efendi
 
Name yazdın bana saldın
Boz sıpadan kulak mı aldın
Tırnaklarını sivrildin
Gezersin Kadir Efendi
 
Âşık SEYİT ismin tanı
Sarmış kuluç bu bedeni
Ula yavaş çine beni
Ezersin Kadir Efendi
 
Gelin
Bülbül konmuş derler gülün dalında
Tek bir turna gördüm suyun yolunda
Kalaylı tas olsam sunam elinde
Sallama dökersin ayranım gelin.
 
Ak gerdana siyah benler düzülmüş
Levh-i Mahfuz bir kalemde yazılmış
Misket yanakların akmış, süzülmüş
Sallanma boyuna hayranım gelin.
 
Seni gören âşık methin söylesin
Mecnun bile bulamadı Leyla'sın
Ak göğsün arası Kars’ın yaylasın
Baksam o yaylana seyranım gelin.
 
Ne güzel yaratmış Cenab-ı Allah
Sen kimin yârisin dedim maşallah
Kaşların arası bir Kâbetullah
Af eyle günahım bayramım gelin.
 
Ördek olsan bizim gölde ötersin
Sümbül olsan hangi bağda bitersin
Ceylan olsan yüksek yerde yatarsın
Yeşil don giyinmiş ceylanım gelin.
 
Âşık SEYİT söyler senin methinden
Bir bergüzar alsam sıdk-ı bütünden
İnci, mercan takmış gerdan altından
Uzat el tutayım dermanım gelin.
 
Ölmüyor Gayrı
Erişti sinnimiz kemâli tahtı
Tam çöktü serime ihtiyar vaktı
Felek beni böyle sona bıraktı
Ağlıyor gözlerim gülmüyor gayrı.
 
Cevahir sözlerim satılmaz oldu
İlacım mayaya katılmaz oldu
Tutulan sözlerim tutulmaz oldu
Ayalim yanıma gelmiyor gayrı.
 
Bakmıyor yüzüme gelinim, kızım
Görmüyor gözlerim tutmuyor dizim
Yalvardım geline kâr etmez sözüm
Bulgur çorbasından vermiyor gayrı.
 
Sırrım söyleyim mi ahbaplar eller
Açsam da söylesem bana ne derler
Yakalar yırttım da kazandım mallar
Evlatlar kıymetim bilmiyor gayrı.
 
Âşık SEYİT ne söylüyon koyaktan
Çok söylersen kâr alırsın dayaktan
Düşmanım düşmesin elden ayaktan
Derler koca sinsiz ölmüyor gayrı.
 

             
« Son Düzenleme: Kasım 29, 2008, 01:02:59 ÖS Gönderen: dursun » Logged

Eskiden ekmek aslanın ağzındaydı. Şimdi aslanda aç

Yusufum
Ev Sahibi
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 171


« Yanıtla #1 : Kasım 29, 2008, 02:14:23 ÖS »

Off amca biraz uzun olmuş gözüm ağrıdı okuyacam diye ama şiirler süper benim ilgi alanıma girdiği için fazlaca şiirlerini okudum.

Emeğine sağlık...
Cheesy
Logged

Heran
Administrator
Ev Sahibi
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 325



« Yanıtla #2 : Kasım 30, 2008, 05:29:53 ÖS »

Şu rahmetlinin hayat hikayesini okuyunca, hayatın nelere gebe olduğunu daha iyi anlıyor insan.
Kimlerin baş tacı yapıldığı, "Nere mi  Nere mi" şarkılarının hit olduğu, dönme ve pezevenklerin TV ekranlarını doldurduğu şu ülkede, Belcikli Seyitler ve benzeri insanlar yokluk içinde hayatlarını tamamlıyorlar...
Allah mekanını cennet eder inşallah..
Logged

dursun
Ev Sahibi
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 333


Dost kara günde KARANLIĞA KARIŞIR


« Yanıtla #3 : Kasım 30, 2008, 10:52:07 ÖS »

amin
o zamane zıpçıktılarıda ölenden 25 yıl sonra arkalarından bizim aşık seyit hakkında söylediklerimzi
onlar içinde söyleneceğini sanmıyorum işte aradaki fark
bence en büyük zenginlik bu olsa gerek düşünün akrabanız olmayan kaç kişi hakkında böyle konuşulur
Allah mekanını cennet eylesin
Logged

Eskiden ekmek aslanın ağzındaydı. Şimdi aslanda aç

Gamzeli
Ev Sahibi
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



« Yanıtla #4 : Kasım 30, 2008, 11:18:26 ÖS »

Amin amin
paylaşim icin tesekkürler abiciğim
Logged

Gamzeli
Ev Sahibi
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



« Yanıtla #5 : Kasım 30, 2008, 11:20:07 ÖS »

ne güzel dizeler off of

Ne güzel yaratmış Cenab-ı Allah
Sen kimin yârisin dedim maşallah
Kaşların arası bir Kâbetullah
Af eyle günahım bayramım gelin.
Logged

Sayfa: 1   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: